İzleyiciler

Contact

BANA ULAŞMAK İÇİN: mymyprincesss@hotmail.com/// Instagram: @myprincesss Twitter:@my_myprincess

8 Temmuz 2015 Çarşamba

OLGUNLAŞMAK (okuyun)

Olgunlaşmak...
Artık eskisi gibi her haftasonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yor...an ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım.
İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun.Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var.Ben demiştim sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun. İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor..
Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken. Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine. Kestirmeleri de öğrendim gide gele. Boş geçen her saniye değerli artık. Daha yapılacak çok şey var ama çokta yorulmaktan kendimi çokta hırpalamaktan yana değilim. Gerektiğinde hayır demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor.Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum. Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor.
Aileme, eşime ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar. Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yaşamadan hiçbir şey öğrenilmiyor. Yaşamışlığın oluşturduğu bir alçakgönüllülükle gülüyorum içimden sadece.Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım.
Önce kendine güzel görünmelisin, kokoz da deseler kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum. Modaya uymak adına popomun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim. Ayıp, günah ya da ne derler korkuları çoktan geride kaldı .Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor. Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.Sonra Sezen’in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.
İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor. Yaşamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk. Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yaşadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor. Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok işe yarıyor.
Bir gün hepinizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.
Can Dündar



GÜNAYDINNNNN 
(08.07.2015)
YILLAR SONRA BUGÜN YENİDEN YAZMAK İSTEDİM SİZLERE...
2 YIL ARADAN SONRA ÇOK ŞEY DEĞİŞTİ HAYATIMDA...
ANNE OLDUM BEN...
HAYATIN BANA VERDİĞİ EN GÜZEL HEDİYEM KIZIMA KAVUŞTUM...
ALLAH İSTEYEN HERKESE NASİP ETSİN BU GÜZEL DUYGUYU...
BU DÜNYA DA EN ÇOK ANNE OLMAYI SEVDİM BEN...
25.09.2013 DE NORMAL DOĞUMLA DÜNYAYA GELDİ MELEĞİM..
NEREDEYSE 2 YAŞINA GİRECEK..ZAMAN NE KADAR HIZLI GEÇİYOR TUTAMIYORUZ-YETİŞMEK İMKANSIZ...
ÇOK MUTLUYUM - HERŞEY YOLUNDA ÇOK ŞÜKÜR...

SİZLERİ HARİKA BİR YAZI İLE BAŞBAŞA BIRAKIYORUM BİRAZDAN..
ARKANIZA YASLANIN VE BU YAZIYI OKUYUN İNANIN KENDİNİZDEN BİRŞEYLER BULACAKSINIZ...
HARİKA BİR GÜN OLSUN...
KALBİNİZDEN GEÇEN TÜM DİLEKLERİNİZ GERÇEK OLSUN BUGÜN...
SEVGİLER....
DERİN_ASK 

15 Ocak 2013 Salı

BİR KÖPEĞİN AĞZINDAN ( dikkat çok ağlatır:((



Bir köpeğin ağzından..

Üzerinden seneler geçti, şimdi hatırlıyorum da, ben yavruyken şirinliklerime katıla katıla güler, beni yavrum diye çağırırdın. Birkaç dişlenen ayakkabı ve katledilen yastığı saymazsak, kısa zamanda senin en vazgeçilmez dostun oldum. Ne zaman bir muzırlık yapsam bana parmağını sallar ve "nasıl yaparsın" diye çıkışırdın. Ne var ki hemen arkasından kızgınlığın geçerdi ve beni yere yatırır, göbeğimi okşardın.

Çok meşguldün o aralar... Dolaysıyla tuvalet eğitimim tahminimizden uzun sürdü ama el ele verip üstesinden gelmiştik. Sana sokulup da koynunda geçirdiğim geceleri unutamam. Sen farkında değildin belki ama ben senin rüyalarını ve hayallerini gizlice dinler, bundan daha mutlu olunamayacağına kanaat getirirdim.

Beraberce uzun yürüyüşlere çıkar, parklarda koşuşturur, dondurma yerdik, hatırlıyor musun? Bana sadece külahını verirdin dondurma bana dokunur diye. Ve evde senin işten dönüşünü beklerken sırtımı ılık güneşe verir, huzurlu, derin bir uyku çekerdim.

Zamanla işinde daha fazla vakit geçirmeye başladın, boş zamanlarında da kendine bir eş aramaya koyuldun. Ben seni her zamanki gibi sabırla bekledim, sana hayal kırıklıkların ve acılarında teselli oldum. Yanlış kararlarını hiçbir zaman kınamadım, her defasında seni büyük bir sevinçle karşıladım. Sonunda birine aşık oldun ve evlendin.

BARINAĞA TERK EDİLDİM

Ne var ki eşin köpeklerden pek hazzeden biri çıkmadı. Yine de ben onu sevinçle karşıladım ve ona sevgi gösterdim. Mutluydum, çünkü sen mutluydun. Sonra insan bebekler geldi aramıza. Yeni yavruların heyecanını sizinle aynen paylaştım. Onların pespembe yumuşacık tenleri, mis gibi bebek kokuları beni heyecanlandırıp hayran bırakıyordu. Ben de onlara annelik etmek istiyordum. Ne yazık ki -her nedense- hem eşin hem de sen onlara zarar vereceğime kanaat getirdiniz ve beni ayrı bir odaya kapattınız hep. Oysa ben sevgiden mahrum kaldıkça, onlara olan sevgim daha çok arttı. Bilemediniz hiç.

Çocuklar büyüdükçe onların en yakın dostu oldum. Tüylerime tutunup tombul bacaklarının üzerinde ilk adımlarını attılar, minicik parmaklarını gözlerime soktular, kulaklarımın içini karıştırdılar, burnuma öpücükler kondurdular. Gerektiğinde onları hayatım pahasına korumaya hazırdım. Ama bu arada senin dokunuşuna ise hasret olmuştum. "Köpeğin var mı?’ sorusuna, cüzdanından resmimi çıkarıp, hakkımda şirin hikayeler anlattığın zamanlar artık geride kalmıştı. Senin köpeğin olmaktan çıkıp, itin biri oldum; bana yaptığın her masraf sana batmaya başladı.

Sonunda da başka bir şehre tayinin çıktı. Yeni apartmanınızda sana ve ailene yer vardı ama bana yoktu. Ailen için en doğru kararı verdin belki ama unutma ki, bir zamanlar ailen sadece benden ibaretti.

Son araba gezintimize çıktığımızda heyecanlıydım. Ta ki barınağa varana kadar. Barınak köpek, kedi, korku ve umutsuzluk kokuyordu. Gereken evrakları doldurduğunu ve "ona çok iyi bir ev bulacağınıza eminim" dediğini hatırlıyorum. Omuz silkip sana karamsar bir bakış attılar. Onlar orta yaşlı, terk edilen bir köpek veya kedinin akıbetinin farkındaydılar.

Oğlunun tasmama yapışan elini zorla açmak zorunda kaldın. Çığlık çığlığa haykırmasına aldırmadın belki ama ben onun adına hem üzüldüm hem de çok endişelendim. Endişem, ona o anda arkadaşlık, sadakat, sevgi ve sorumluluk, bir cana duyulan saygı konusunda vermiş olduğun hatalı hayat dersinde yatıyordu. Başıma son bir kere dokunup bana veda ettin, göz göze gelmemeye özen gösterdin. Gitmen gereken yerler, yetişmen gereken işler vardı ve zaman aleyhine çalışıyordu nasıl ki şimdi de benim aleyhime çalıştığı gibi.

Sen ayrıldıktan sonra, barınaktaki iki tatlı kadın taşınacağını aylar öncesinden bildiğin halde bana uygun bir yuva bulmak için en ufak bir çaba sarf etmediğinden yakındılar. Sadece üzüntü içinde başlarını sallayıp, "Nasıl yaparsın" diye sordular arkandan.

Barınakta, zamanları izin verdiği ölçüde bizimle ilgileniyorlar. Bizi besliyorlar tabii ki ama bende iştah falan kalmadı. Önceleri ne zaman biri kafesime yaklaşsa sensindir diye kafesin önüne koşardım. Belki kararını değiştirdin, belki bunların hepsi kötü bir rüyadan ibaretti veya belki bana acıyan biri beni kurtarmaya gelmişti... Ama anladım ki, şirin yavru köpeklerle bu konuda yarışmam söz konusu bile değil. İşte o zaman kaderime razı olup köşeme çekildim ve akıbetimi beklemeye koyuldum.

VE ÖLÜM...

Önce ayak seslerini duydum onun. El ayak çekildikten sonra beni kafesimden çıkardı. Onu uslu uslu koridorun sonundaki odaya kadar takip ettim. Sessiz, sakin bir odaydı. Beni yavaşça kaldırdı ve masanın üstüne koydu, başımı okşadı, kulaklarımın arkasını kaşıdı, tasalanmamamı söyledi. Kalbim heyecanla çarpıyordu ama aynı zamanda içimi de sonsuz bir huzur kapladı. Sayılı günlerim dolmuştu demek ki... Kendimden çok onun için üzülüyordum. Üzerindeki yük çok ağırdı, onu eziyordu ve beraberliğimiz süresince senin de her ruh halini anladığım gibi onun da içinde bulunduğu durumun farkındaydım.

Eli çok hafifti, gözünden akan yaşları görmesem, ön patimdeki damarıma bağladığı turnikeyi nerdeyse fark etmeyecektim bile. Seneler önce seni de teselli ettiğim gibi, hafifçe elini yaladım. İğnenin ucunu usulca damarımdan içeri kaydırdı. Önce hafif bir sızı, arkasından damarlarımda dolaşmaya başlayan buz gibi sıvıyı hissettim.

Kafam ve gözlerim ağırlaştı ve onun merhamet dolu gözlerine bakarak son defa "Nasıl yaparsın" diye fısıldadım. Belki de benim lisanımı anladığı için, "Ne kadar üzgünüm bilemezsin" diye cevap verdi. Bana sarıldı, beni çok daha huzurlu ve güzel bir yere göndermekte olduğunu anlatmaya başladı. Öyle bir yer ki, bir daha ne ihmal edilecek ne acı çekecek ne de kendimi korumak zorunda kalacaktım. Öyle bir yer ki, sevgi ve ışık içinde, bu sefil dünyadan daha farklı güzellikte bir yerdi...

Son nefesimle kuyruğumu son bir kez sallayarak, "Nasıl yaparsın" derken onu kastetmediğimi anlatmaya çalıştım. Kastettiğim sendin, canımdan çok sevdiğim sahibim! Seni her zaman anacağım, sonsuza dek bekleyeceğim, bunu bil. Son dileğim, hayatındaki herkesin sana benim gösterdiğim sadakati göstermesi.
163



2 Ocak 2013 Çarşamba

NİCE MUTLU YILLAR BİZİMLE OLSUN











 



Nerede yaşam varsa, orada umut da vardır.. 
Öyleyse zamanı harcama, çünkü yaşamın yapıldığı madde zamandır.. 
                                    Geleceği oluşturacak her yeni günün bir önceki günden daha güzel, 
isteklerinize uygun ve sizi daha da mutlu etmesi dileğiyle..
Sevilmek umuduyla sevmek insanidir. Fakat sevmek için sevmek, meleklere özgüdür. 
Yeni yılda çevrenin meleklerle dolu olması dileğiyle..Baharda gelinciklerin en güzel başlangıçları müjdelemesi gibi yeni yılda da tüm güzelliklerin sizinle ve sevdiklerinizin gözlerindeki ışığın yolunuzu aydınlatması dileğiyle..

Evet o yukarda gördüğünüz bilet bana ait , 
1 milyon'a çok yaklaşmış olsam da kısmet değilmiş üzülmenin faydası yok diye teselli ediyorum kendimi :) 
yapacak bişiy yok önümüzdeki gelecek maçlara bakalım :)
elbet kırıcam şeytanın bacağını...
Dostlarımla beraber Çok ama çok eğlenceli bir yılbaşı akşamı yaşadım, evimizi süsledik, çok güzel bir sofra hazırladım,herşey çok içime sindi, eğlence tavan yaptı .çok güldük insallah bu yıl hep böyle geçer...herşey gönlümüzce olsun...
hep mutlu ve huzurlu olalım...
sevgilerimle 

31 Aralık 2012 Pazartesi

Mutlu yıllar...


Yılbaşı

Ağacımı

Hediyelerle

donatmak yerine,

her dalını bir dostumun

adı ile süslemek istedim.Yakın

dostlar, uzakta olan arkadaşlar. Eski

arkadaşlar, yeni dostlar. Her gün gördüklerim

ve ara sıra görüşebildiklerim. Hep aklımda olanlar

ve sıkca unuttuklarım… Her zaman yanımda olanlar ile

olamayanlar Kötü gün dostlarım, hep destek olanlar...Istemeden

üzdüğüm dostlar ve istemeden beni üzenler.... Cok yakınımda olanlar,

ulasamadiklarim, yıllardır görmediklerim, özlediklerim.... Vefa borcu olduklarım.

Bir telefon uzaklığında olanlar. Alçak gönüllüler, gönülden sevenler... Az ya da cok 

hayatıma girmiş tüm isimler…. Bu agaçta hepsinin kökleri sağlam, dalları uzun ve Güçlü

olacak. İsimleri daima asılı kalacak… Her yeni yıl, eskilerin yanına yenileri eklenecek. Zor anlarda

ağacımın gölgesi dostları,

ve dostlukları bir nefes

serinletecek. Yeni yılla gelen

tum umutların, yeni başlangıçlarn,

dostların, bütün yeni günlerinizi 

aydınlatması ve sizlerle

daha güzel anlar

paylaşmak dileğimle..... 
MUTLU YILLAR HERKESE CANLAR
SEVGİLERİMLE
M.P 

26 Aralık 2012 Çarşamba

MUTLAKA OKU!



ADAM YENİ ALDIĞI ARABASINI YIKARKEN 5 YAŞINDAKİ OĞLU YERDEN BİR TAŞ ALIR VE ARABAYA BİR ŞEYLER YAZAR.
ÇOK ÖFKELENEN BABA ÇOCUĞUN YAZDIKLARINA BİLE BAKMADAN, OĞLUNUN ELİNİ TUTAR, VURUR DA VURUR.
HASTAHANEDE, ELİNDEKİ SAYISIZ KIRIK YÜZÜNDEN ÇOCUĞUN PARMAKLARININ HEPSİ ALINIR.
AMELİYATTAN SONRA ÇOCUK, OLDUKÇA ÜZGÜN OLAN BABASINI GÖRDÜĞÜNDE:
- “BABA PARMAKLARIM NE ZAMAN ÇIKACAK?” DİYE SORAR.
ADAM SORU KARŞISINDA BİTER, TISI ÇIKMAZ. ARABASINA DÖNER, KAFASINI ARABAYA VURUR DA VURUR. SONRA GELİR MOTOR KAPUTUNA OTURUR VE İŞTE O ZAMAN OĞLUNUN YAZDIKLARINI GÖRÜR:
“SENİ SEVİYORUM BABA!”

ÖFKE VE SEVGİDE HİÇBİR SINIR YOKTUR.
HER ZAMAN GÜZEL BİR YAŞAMA SAHİP OLMAK İÇİN SİZ İKİNCİYİ SEÇİN.
NESNELER, KULLANILMAK ÜZERE YAPILMIŞTIR, İNSANLAR İSE, SEVİLMEK İÇİN YARATILMIŞTIR..

30 Kasım 2012 Cuma

BiZ ÇoCukkeN....



Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı. 
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım. Hatta Babamın bile anahtarı yoktu. Annem evimizi...n bir parçası gibiydi, hep evdeydi.Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki. . .
En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.
Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi.
Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacacı evine gidip gelen elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.
Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi...
Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,
onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, 
en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık. 
Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. 
Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.
Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. 
Komşumu tanımıyorum ama evinin camında, 
temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; 
bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. 
Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, 
ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..
Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, 
onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady ' lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, 
taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür. Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar? 
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk ? 
Biz mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi?..
"Her toplum hakettiği gibi yönetilir" derler ya, hakettiği gibi de yaşar diyelim mi ?

22 Kasım 2012 Perşembe

Lütfen Bloğunuzda Paylaşırmısınız Bu Meleği??




3 Patili Bir Canın Çığlığı Duyun 5 Yılı Kafeste Geçmiş!



Benim bir Adım Yok Benim bir Sahibim Hiç Olmadı. 1 yaşında iken Bana bir araba çarptı..Henüz daha yaşımı bile doldurmamıştım. Uyandığımda bacağım sarılı bir şekilde idim.. Ama bir Eksiklik vardı. Bir Ayağım yoktu. Ön Patime ne olmuştu? Nerede idi. Sonra bir kaç insan konuşurken duydum onları.. Ayağımı bana çarpan arabadan dolayı kaybetmişim.. İlk günler zor oldu Benim için.. 3 ayak ile basamıyordum yürüyemiyordum. Sonra bir ara yemek yemeyi bile bıraktım.. istemiyordum koşamamak yürüyememek bunlar olmadan yaşamak bile istemiyordum. Buradaki çalışanlar yılmadılar her gün bana baktılar yemeklerimi ilaçlarımı tedavilerimi yaptılar. sonra zora olsa yürüyebildiğimi fark ettim. oluyor ayağa kalkabiliyordum artık. hatta arka ayaklarımın üzerinde ayağa bile kalkabiliyordum önümdeki demir parmaklıklara tutunarak. Bir anda tekrar yaşama sevinci kapladı içimi. Belki Belki tekrar koşabilirdim gene eskisi gibi. Kırlarda sokaklarda parklarda. Belki burda sahip bile bulabilrim onunla beraber yaşarım onunla beraber uzun bir yaşam bile yaşardım.. Bekledim Bekledim Bekledim. Her gün birileri geliyordu. Onlar geldiğinde canım çok az da olsa yansa da üç ayağım ile beni alsınlar diye ellerini uzattıklarında ellerini yalıyordum hatta iki ayağımın üzerinde bile ayağa kalkıyordum.. Ama herkes Sadece Ah yazık diyordu. Kimse almıyordu beni. Yada cins değil diyorlardı. Bazen ise Aman napıcan üç ayaklıyı diyorlardı Duyuyordum.. Ama ben 4 ayağım varmış gibi her şeyi yapabiliyordum ki. Onlara göstermek için bunu her şeyi yapıyordum geldiklerinde buraya. Sonra öğrendim ki burada bir sahibin olması için cins olman gerekiyormuş.Yavru olması gerekiyormuş. Alışamaz mış sahibine köpekler dediklerini duydum. Ama ben alışırım demek istedim. Sizi ömrümün sonuna kadar severim demek istedim diyemedim. Söyleyemedim. Anlasınlar diye tüm sevgimi onlara gösterdim. Gözlerinin içine baktım. Bir gün daha bitmişti. Gene kimse almamıştı beni. Ben isimsiz bir can'ım. tam 5 yıldır beni birinin gelip sahiplenmesini bekliyorum. 5 yıldır bu kafesin içinde sizlerin gelip beni sahiplenmesini bekliyorum. Neden gelmiyorsunuz neden beni almıyorsunuz. Ben ve benim gibi olan 3 arkadaşım daha var burada bizlerin bir ayağı yok. ve yıllardır burda bu kafeslerde kilitliyiz. bizim bir ayağımız olmasada.. Bizim sizlere verebileceğimiz sevgimiz var lütfen. Ben ve arkadaşlarım Aydın Barınağındayız Ve Bizleri sahiplenecek olan kişilere evlerini verecek olan kişilere Aydın Hayvan Dostları Derneği tüm masraflarımızı Tüm aşılarımıza kadar hepsini tedarik edeceklerini söylüyorlar. Size yük olmam size sorun çıkarmam. Masrfalrımıda ödeyecekler bakın lütfen. Kurtarın beni bu kafeslerden. Burası çok soğuk. Geceleri çok üşüyorum. Lütfen duyun sesimizi, Çığlıklarımızı. İLETİŞİM: 0544 345 67 56 



Kahroldum ağlamaktan :( 
Noolur duyarlı her blog arkadasımından bloğunda yayınlamalarını rica ediyorum , Aydın ilinde bahçeli evi olan, yada bu engelli köpeği almak isteyen bir melek arıyoruz...ne kadar çok paylaşırsak o kadar çok şansı olur...

19 Kasım 2012 Pazartesi

Ben Bir Sokak Köpeğiyim!!!!












Ben bir sokak köpeğiyim. Sadece bir köpek! Sokakta doğdum, bazıları gibi ''cins'' değildim. Hani o pet-shop'larda görüp bayıldığınız, ''Ne sevimli şey'' dediklerinizden olamadım hiç. Onlara gösterdiğiniz sevgi ve anlayışı hak edemedim hiç. Çünkü ben sokaktaydım, ben cins değildim, ben pis ve bakımsızdım.

Ben sadece bir köpeğim. Sokak köpeği!.. Sizlerin tehlikeli bulduklarınızdan, kuduz diye korktuklarınızdan; yanından geçerken çocuklarınızı kollarından çekip "Ay elleme o pis köpeği" dediklerinizden... Kendi korkularınızı herkeslere aşılayıp hedef gösterdiklerinizden... O korkularınız ki bizleri siyanürle zehirleten, pompalı tüfeklerle vurduran... O korkularınız ki bizleri tekmeleten, iten, kakan, demir sopalarla işkence eden... O korkularınız ki 5 yaşında çocuğu bile bize taşla saldırtan... O korkularınız ki 10 yaşındaki çocukların bizleri dövmesine sebep olan ve en acımasızı da siz insanoğlunun çocuklarının bundan zevk almasına, bununla eğlenmesine sebep olan... O çocuklar ki daha 10 yaşında; daha aşkı, sevgiyi, paylaşmayı öğrenmeden önce işkence etmeyi ve bundan zevk almayı öğrenen... O insanoğlu ki kendine hiçbir zararı olmayan hayvanı boynuna tel geçirip boğan...

Bazılarımız bugün pompalı tüfeklerden kurtulmuş, zehirden kurtulmuş, sözüm ona ''ölüm''den kurtulmuş, belediyelerin barınaklarında yaşıyor... Siz hiç ''ölüm'' kokusunu içinize çeke çeke yaşadınız mı? Siz hiç sürekli bağıran, can çekişen ırkınızla birlikte kendi dışkınızın içinde yaşadınız mı? Siz vücudunda kan kalmamış 2 aylık yavru bir köpeğin, damarı bulunamazken çıkarttığı insan yavrusu sesine benzeyen sesi duydunuz mu hiç? Siz hiç ağlaya ağlaya, bağırsaklarınız düğümlenmiş, vücudunuzun tamamını iltihap kaplamış bir şekilde can çekişerek öldünüz mü? Hiç sizi bir kafese kapattılar mı sizin gibi 15 tanesinin olduğu? Ve siz zayıf olduğunuz için bu kafeste saldırıya uğradınız mı, diğerleri tarafından parçalandınız mı? ''Bir tane eksilirse bize daha çok yemek kalır'' diye sizi parçalamaya kalktılar mı? Biri kolunuzda, biri bacağınızda, diğeri sırtınızda, diğeri boğazınızda, aynı anda 8-10 tanesi üzerinizde ve siz avaz avaz bağırırken insanların bile bir şey yapamadığı oldu mu? Ve siz bu parçalanma sırasında mücadeleyi bırakıp ''Tamam, artık öldüm'' dediniz mi?.. ''Artık öldüm'' diye kendinizi bırakıp, her biri vücudunuzdan bir ısırık alırken öylece yattınız mı? Üzerinizdeki bu lokmaları etinizden ayırabilmek için üzerinize soğuk su püskürttükleri ve sizin artık bunu bile hissetmediğiniz oldu mu? Sonra insanlar gelip sizi kanlar içinde, sırılsıklam dışarı çıkardıklarında, tedavi altına aldıklarında ''ölüm şokuna'' girip iyileşmek yerine öldünüz mü? Boynunuzdaki yaralardan yemek yiyemezken sizi şırıngalarla besleyip yaşatmaya çalıştı mı birkaç iyi insan? Ya da siz bugün öldünüz ve yarın sahiplendiniz mi? O hiç gelmeyen sahipler 1 gün geç geldikleri için öldünüz mü? Hani birileri sizlerden bir şekilde haberdar olduklarında ''Köpeklerin hepsi sokak köpeği mi, cins köpek arıyorduk biz'' diye sordular mı?.. Daha ''golden retriever''i telâffuz edemeyen, ''Ben gold arıyordum aslında'' diyen, pet-shoplara para vermek istemeyen ama illa ki cins köpek isteyenler sizi beğenmediği için hiç öldünüz mü?

Siz apartmanda istemiyorlar diye sahibinin getirip barınağa bıraktığı bir köpek gördünüz mü hiç? Sahibi hasbel kaza ziyarete geldiğinde onu sonsuz bir sevgi ve ilgiyle karşılayan, asla bu hapishaneye neden terk edildiğini sorgulamayan bir köpek?..

Siz sahipleri onu terk ettiği için hayata küsüp yemek yemeği reddeden, kendini kafesin köşesine yapıştırıp kimseleri yanına yaklaştırmayan, İNTİHAR eden köpek gördünüz mü?

Bu mektup bitmez... Siz de zaten tüm bunları görmeden, bunlar yokmuş gibi yaşarsınız...

Ben bir sokak köpeğiyim... Her türlü işkenceyi, sevgisizliği ve acıyı hak eden bir sokak hayvanıyım... Yavaş yavaş ölüyorum, bağırsak parazitleri kanımı emiyor, hava soğuk, üzerime yağmur yağıyor, kar yağıyor geceleri...

Ben bir sokak köpeğiyim...Tek istediğim bir parça sevgi idi...Sokakta doğmayı ne seçmedim ki? :(( .alıntı.

(( Not: Bu resimlerde gördüğünüz 3 kardeş'e anne ve babasıyla birlikte Ankara'da boş bir arsada bakmaya çalışıyorum...3 tane kaldılar 1 tanesine malesef araba çarpmış, bulundukları yerden çok fazla araba geçiyor...Eğer bir bahçeli eviniz varsa, yada köpek sahibi olmak istıyorsanız lütfen pet shop'lardan para verip hayvan almayın...Bunlarda cins köpekler kadar değerli ve özeller....son nefesine kadar ona ömürlük bakacak bir aile çıkarsa isteyene net adres yazabilirim...)))